Kayseri’de İçimde Kalan Bir Soru: “Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı?”
Kayseri’de büyümek, soğuğun insanın içine işlediği bir şey. Sadece tenine değil, düşüncelerine de sızıyor. Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı hâlâ bırakmadım çünkü bazı şeyleri sadece kâğıda anlatabiliyorum. İnsanlara değil.
O gün de böyle bir gündü. İçimde tarif edemediğim bir ağırlık vardı. Ne tam hayal kırıklığıydı ne de tamamen yalnızlık… ikisinin karışımı gibi, insanın boğazında düğümlenen türden.
Sokakta yürürken rüzgâr yüzümü kesiyordu. Kayseri’nin o sert kışı, insanı düşündürmeye zorlar. Sanki şehir, “daha derin düşün” diye fısıldar sürekli.
Ve o gün, aklımda garip bir soru dönüp duruyordu:
“Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı?”
Bunu bir yerden duymuştum. Çocukken mahallede, büyüklerin yarım sesle söylediği saçma sapan korku hikâyelerinden biri. Ama insan büyüdükçe bazı cümleler kaybolmuyor. Sadece yer değiştiriyor. Bir çocuğun korkusu olmaktan çıkıp yetişkinin içindeki sorguya dönüşüyor.
Sokakta Karşılaşma: Soğuk, Sessizlik ve Bir Çift Göz
Bei takipçilerine merhaba! Bu yazımız “Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı” konusunu seven herkes için hazırlandı.
Bir ara yürürken durdum. Terminale yakın bir sokaktaydım. İnsanlar aceleyle geçiyordu yanımdan, kimse kimseye bakmıyordu. Herkes kendi iç dünyasına kilitliydi.
Sonra onu gördüm.
Bir köpek.
Kaldırımın kenarında, titreyerek oturuyordu. Ne birine saldıracak hali vardı ne de kaçacak gücü. Sadece bakıyordu. Gözleri… anlatması zor. Ne tamamen masumdu ne de vahşi. Sanki ikisinin arasında bir yerde sıkışmış gibiydi.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Ve o an, o saçma soru yeniden yükseldi zihnimde:
“Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı?”
Bir an gerçekten durdum. Kendimden utandım. Böyle bir şeyi nasıl düşünebilirdim? Ama insan zihni böyle değil mi zaten? Öğrendiği korkuyu bir kenara atsa bile, izi kalıyor.
Etrafıma baktım. Kimse köpeği umursamıyordu. Sanki o varlık orada değilmiş gibi davranıyorlardı. Bu bana daha ağır geldi.
İçimdeki Çatışma
Bir yanım uzaklaşmam gerektiğini söylüyordu. “İşine bak,” diyordu. “Herkes kendi hayatında, sen niye duruyorsun?”
Ama diğer yanım… daha sessizdi. Ama daha güçlüydü. O köpeğin gözlerini unutamıyordum.
Yaklaştım.
Adım attıkça köpek gerilmedi. Sadece baktı. Sanki insanlara dair beklentisi kalmamış gibiydi. Bu düşünce beni ürpertti.
Elimi cebime attım. Simit vardı, yarısını sabah kahvaltı yaparken almıştım. Çıkarıp yere bıraktım. Köpek hemen saldırmadı. Önce bana baktı. Sanki “bu bir tuzak mı?” diye soruyordu.
O an içimden bir şey kırıldı.
Çünkü güvenin bile öğrenilmiş bir yara olduğunu fark ettim.
Köpek Hakkındaki Eski Söylenti
Çocukken mahallede büyüklerden biri şöyle demişti:
“Köpek temiz değil… bazıları der ki şeytanın tükürüğünden yaratılmış.”
O zamanlar bu cümle beni korkutmuştu. Köpeklere yaklaşamamıştım günlerce. Ama şimdi o kelime zihnimde daha farklı yankılanıyordu.
Şeytan… tükürük… yaratılış…
Ne kadar ağır, ne kadar anlamsız bir birleşim.
Ama insan, anlam veremediği şeyi kirletme eğiliminde. Bir canlıyı açıklayamadığında ona korku yükler. Korku yükleyemediğinde de uzaklaştırır.
Ben o an şunu düşündüm:
Belki de mesele köpekler değildi.
Belki de mesele, bizim onlara bakışımızdı.
Şefkat Anı: Bir Dokunuşun Değiştirdiği Şey
Köpek simidi yemeye başladı. Yavaş yavaş. Sanki her lokma bir karar gibi. Hayatta kalmak ile güvensizlik arasında bir karar.
Dizlerimin titrediğini hissettim. Soğuk değil, duygudan.
Elimi yavaşça uzattım.
Bir an durdum.
Isırır mı?
Kaçar mı?
Ama o sadece baktı.
Ve sonra başımı kaldırmadan, yavaşça elimi başına koydum.
Tüyleri buz gibiydi. Ama o buzun içinde bir sıcaklık vardı. Garip bir şekilde içimi ısıttı.
O an içimdeki bütün sert düşünceler eridi.
“Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı?”
Bu soru artık saçma bile değil, acı verici geliyordu.
Çünkü o başı okşarken şunu hissettim: Eğer bir yaratılış varsa, bu kötülükle açıklanamazdı. O sadece açtı. Sadece yalnızdı. Sadece hayatta kalmaya çalışıyordu.
Ve ben… onu “şeytanla” aynı cümlede düşünmüştüm.
Bu beni utandırdı.
Kayseri’nin Soğuğunda Bir Farkındalık
Rüzgâr daha da sertleşti. Ellerim üşüdü ama köpeğin başından çekmedim. O an zaman biraz yavaşladı gibi hissettim.
İnsanların geçtiği sokak hâlâ aynıydı. Ama benim içimde bir şey değişmişti.
Belki de büyümek buydu.
Bazı korkuları kaybetmek değil… onlarla yüzleşmekti.
İçimde Kalan Yankı: Utanç ve Umut
Orada ne kadar kaldığımı bilmiyorum. Belki birkaç dakika, belki daha fazla.
Köpek simidi bitirdiğinde ayağa kalktı. Bana son bir kez baktı. O bakışta ne minnet vardı ne de bağlanma. Sadece bir “anlaşıldım mı?” sorusu vardı sanki.
Sonra yürüdü gitti.
Ben olduğum yerde kaldım.
Ve içimde bir cümle dönüp durdu:
Bazı canlıları anlamak için önce onlara yüklediğimiz korkuyu bırakmamız gerekiyor.
Eve dönerken zihnimde hâlâ o soru vardı ama artık farklı bir tonda:
“Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı?”
Cevap bulmaya çalışmıyordum artık. Çünkü cevabın aslında bir hikâye olduğunu anlamıştım.
İnsanların uydurduğu korkuların hikâyesi.
Günlüğüme Yazdığım O Gece
O gece defterimi açtım. Ellerim hâlâ soğuktu.
Uzun süre boş sayfaya baktım. Yazmak zor geldi.
Sonra tek bir cümle yazdım:
“Korku, bazen gerçeğin yerini alır.”
Sonra durdum.
Çünkü daha fazlasını yazmaya gerek yoktu.
O köpek, bana hiçbir şey söylemeden çok şey anlatmıştı. İnsanların anlattığı hikâyelerin her zaman gerçek olmadığını… ve bazen en masum bakışların bile yanlış etiketlenebildiğini.
Sonuç Yerine Değil, Bir İç Sızısı
Bugün hâlâ Kayseri’nin sokaklarında yürürken köpek gördüğümde içimde o an canlanır. Soğuk, simit kokusu, titreyen bir beden ve bana bakan o gözler…
Ve artık o eski soru bir korku değil.
Bir yüzleşme.
“Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı?”
Hayır.
Ama insanın korkuları bazen gerçeklerden daha güçlü yaratılıyor.
Ve ben bunu o gün, bir sokak köpeğinin sessizliğinde öğrendim.
Bu içeriğimizle “Köpek şeytanın tükürüğünden mi yaratıldı” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Bei okurlarına sevgilerle!