Ontolojik Kanıt Kim Buldu? Bir Fikirle Karşılaşmanın Bende Bıraktığı İz
Akşamın sessizliği bazen insanın kendi düşüncelerini daha yüksek sesle duymasına neden oluyor. Kayseri’de odamın küçük masasının başında oturduğum, dışarıda soğuk bir rüzgârın dolaştığı bir geceydi. Önümde açık duran defterime her zamanki gibi birkaç cümle yazıyordum. Gün içinde yaşadıklarımı, aklıma takılan soruları ve bazen de cevabını bulamadığım düşünceleri…
O gece defterime şu cümleyi yazmışım:
“İnsan neden sadece gördüğü şeylerle yetinmez?”
Bu sorunun cevabını ararken karşıma çok eski bir fikir çıktı: ontolojik kanıt.
İlk başta bu kavram bana oldukça uzak geldi. Sanki sadece akademik kitapların içinde duran, günlük hayatla ilgisi olmayan ağır bir felsefe konusu gibiydi. Fakat biraz araştırınca aslında yüzlerce yıl önce yaşamış bir insanın da benim gibi aynı temel soruların peşinden koştuğunu fark ettim.
“Ontolojik kanıt kim buldu?” sorusunun cevabını ararken sadece bir filozofun adını öğrenmedim. Aynı zamanda insan zihninin inanç, düşünce ve anlam arayışıyla nasıl mücadele ettiğini gördüm.
Bir Gece Yarısı Karşıma Çıkan Anselmus
O gece kitapların arasında kaybolurken karşıma Anselmus çıktı. Ontolojik kanıtın ilk ve en bilinen savunucusu olarak kabul edilen Anselmus, 11. yüzyılda yaşamış bir düşünürdü.
Defterime onun adını yazdığım an garip bir heyecan hissettim. Çünkü yıllar önce yaşamış bir insanın, benim bugün sorduğum benzer soruları kendine sormuş olması bana çok etkileyici geldi.
Düşünsene…
Bin yıl önce bir insan sessiz bir odada oturuyor, varlığın anlamını düşünüyor ve zihninde “En mükemmel varlık” fikrinin ne anlama geldiğini sorguluyor. Aradan yüzyıllar geçiyor ve başka bir insan, bambaşka bir şehirde aynı soruların izini sürüyor.
Bu düşünce beni gerçekten etkiledi.
Ontolojik Kanıt Kim Buldu? Sorunun Ardındaki Hikâye
Bugünkü rehber içeriğimizde “Ontolojik kanıt kim buldu” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
Ontolojik kanıt kim buldu? sorusunun kısa cevabı Anselmus’tur. Ancak bu cevabın arkasında çok daha büyük bir hikâye vardır.
Anselmus’un ortaya koyduğu düşünce, basitçe şöyle ilerler:
İnsan zihninde “kendinden daha büyüğü düşünülemeyen bir varlık” fikri vardır. Eğer böyle mükemmel bir varlık sadece zihinde bulunuyorsa, gerçek dünyada da var olması daha mükemmel bir durum olacaktır. Çünkü var olmak, yalnızca düşüncede bulunmaktan daha üstün kabul edilir.
Bu düşünce, Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya yönelik felsefi bir argüman olarak ortaya çıktı.
İlk okuduğumda açıkçası biraz kafam karıştı. Hatta birkaç dakika boyunca “Bu kadar basit bir düşünceden nasıl büyük bir felsefi tartışma çıkmış olabilir?” diye düşündüm.
Ama sonra fark ettim ki mesele sadece bir sonuca ulaşmak değildi. Asıl mesele, insanın zihninin sınırlarını zorlamasıydı.
Anselmus’un Sessiz Dünyasında Bir Yolculuk
Anselmus’un yaşadığı dönemi düşündüğümde kendimi garip bir şekilde onun yerine koymaya çalıştım. Bugünkü gibi internet yok, saniyeler içinde dünyanın her yerindeki bilgiye ulaşmak mümkün değil.
Bir insan sadece kitaplarla, gözlemleriyle ve kendi düşünceleriyle büyük soruların peşine düşüyor.
Bunu düşündüğümde içimde hem hayranlık hem de küçük bir hüzün oluştu.
Çünkü bazen günümüzde her şeyin çok hızlı tüketildiğini hissediyorum. Bir konu ilgimizi çekiyor, birkaç dakika bakıyoruz ve hemen başka bir şeye geçiyoruz. Oysa Anselmus gibi düşünürler tek bir sorunun üzerinde yıllarca durabiliyorlardı.
Kendi hayatımda da bazen sabırsız olduğumu fark ettim. Bir şeyin cevabını hemen bulmak istiyorum. Beklemek zor geliyor.
Ama ontolojik kanıt hikâyesi bana şunu hatırlattı: Bazı soruların değeri, hemen cevaplanmalarında değil; insanı düşündürmelerindedir.
Felsefenin Büyük Tartışması: Herkes Kabul Etmedi
Ontolojik kanıt ortaya çıktıktan sonra herkes bu fikri kabul etmedi.
Bunu öğrendiğimde biraz şaşırdım. Çünkü bazen bir düşünürün büyük bir fikir ortaya attığında herkes tarafından kabul edildiğini sanıyoruz. Fakat felsefenin dünyası böyle değil.
Anselmus’un düşünceleri ciddi eleştiriler aldı.
Özellikle Immanuel Kant, ontolojik kanıta önemli itirazlarda bulundu. Kant’a göre bir şeyin zihinde tasarlanması, onun gerçekten var olduğunu göstermiyordu.
Bu noktada kendi kendime düşündüm:
“Bir şeyi çok güçlü şekilde hayal etmek, onun gerçek olmasını sağlar mı?”
Bu soru beni uzun süre düşündürdü.
Mesela yıllardır hayalini kurduğum mükemmel bir hayatı zihnimde canlandırabilirim. Fakat onu düşünmem, otomatik olarak gerçek olduğu anlamına gelmez.
İşte felsefenin büyüleyici tarafı burada ortaya çıkıyor. Bir fikir ortaya atılıyor, başka bir düşünür geliyor ve o fikri sorguluyor. Böylece insan düşüncesi gelişiyor.
Defterimde Kalan Bir Cümle
O gece araştırmam bittikten sonra defterime şu cümleyi yazdım:
“Bazı insanlar dünyayı değiştirmek için yeni şeyler icat eder, bazıları ise insanlara yeni sorular bırakır.”
Anselmus’un bana bıraktığı şey kesin bir cevap değildi. Daha çok düşünme alışkanlığıydı.
Ontolojik kanıt kim buldu? sorusuna cevap ararken aslında kendimle ilgili de bazı şeyler fark ettim. Ben de çoğu insan gibi hayatın anlamını, varlığın nedenini ve görünmeyenin ardındaki gerçekleri merak ediyorum.
Belki hepimiz farklı şekillerde aynı soruları soruyoruz.
Bugünden Bin Yıl Önceye Uzanan Bir Bağ
Kayseri’de sıradan bir gecede başladığım küçük araştırma, beni bin yıl öncesine götürdü.
Bazen hayatımızda küçük görünen şeyler büyük kapılar açıyor. Bir kitap sayfası, bir cümle veya bir soru…
Ontolojik kanıt benim için sadece bir felsefe konusu olmaktan çıktı. İnsanların yüzyıllardır anlam arayışının bir sembolü haline geldi.
Anselmus’un ortaya koyduğu bu düşünce, bugün hâlâ tartışılıyor. Bazıları onu güçlü bir felsefi yaklaşım olarak görüyor, bazıları ise yeterli bulmuyor. Fakat üzerinde anlaşılabilecek bir nokta var: Ontolojik kanıt, insan zihninin ne kadar derin sorular sorabileceğini gösteriyor.
Bei sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Ontolojik kanıt kim buldu” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Son Bir Not: Soruların Peşinden Gitmek
İlgili Makale: Koç burcu erkeğinin fiziksel özellikleri nelerdir ?
Defterimin son sayfasına o gece küçük bir not daha düştüm:
“Belki de insanı insan yapan şey, bütün cevaplara sahip olması değil; doğru soruların peşinden cesaretle gitmesidir.”
Ontolojik kanıt kim buldu? sorusunun cevabı tarih kitaplarında Anselmus olarak geçiyor. Ancak bu düşüncenin asıl hikâyesi sadece bir filozofun adıyla bitmiyor.
Bu hikâye, düşünen herkesin hikâyesi.
Çünkü yüzyıllar önce bir manastırda oturan Anselmus ile bugün kendi odasında düşünen sıradan bir insan arasında görünmez bir bağ var: İkisi de var olmanın anlamını merak ediyor.
Ve belki de en güzel tarafı şu:
Bazı soruların üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, insan kalbinin ve zihninin aynı merakla atmaya devam etmesi.